Ana içeriğe atla

 Karasevda 

Günler oldu biriyle tanışalı. Ona bir türlü beden biçememiştim. Artık diri ve heybetlı bır bedende yaşayacak. Adı malihulya. Biraz korkak ve ürkek. Takılıp kalmıs dört duvar arasında. Sesinde ki ince feryadı bastıran gözlerinde berrak  bir gülüş var.  Dünyaya hükmeder gibi okkalı sözleri yankılanıp durur kulaklarımda.  Yankısı yazgısı gibi kara, elleri kelepçelenmiş bir mahkum serzenişi  kaplar üstünü. Kara bulutlar altında yağan yağmuraa teslim olmuş , çıplak ayakları aylak aylak döndürür durur. Gözlerinin feri  pınarlarından kuğu gibi süzülür akar el değmemiş yanaklarından. Titreyen ellerini avucuma alıp terine bulanmıs bedenimi resmedıyorum gözlerinin önünde. Birden iniverır tüm kepenkler, tuzak ve yasak. Çaresizce düşerken , diz kapaklarından akan ahlar boyar  beton aralarını , Allah'ım  der. Allah'ım  beceremem ben  sana gelmeyi aç kalbımın kapılarını nurun  dolsun içine. Siper olmuşken her suret sana yaslandı bedenım beni dergahında  sultan eyle.....


sana atıflanan bu dizilerden belki habersizce ölüp gideceğiz. Kı solukların bile azaldığı bır gece vaktı kuş tüyünden yastığın taşa dönmeden kulak ver . Malihülyam  seni hep içimde biriktireceğim. 🤍

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

  gün ağarmış kirpiklerinin arasından. pencere kenarından sızan güneş göz pınarlarımdan aktı yine bu sabah.    güne göz açtığım vakit burnumu sızlatan keskin kokularla mutfaga dogru yola koyuldum , sanki yeni bir hayata varmak için kılometrelerce yürüyen derviş gibi yola koyuldum , yol üç adım… demlenmiş çay ,yarısı tavaya yapışmış tıpkı    utanc gibi kızaran patatesler midemde bir heyelan yaratacaktı. çapağını sildiğim    gözlerime ilişen    , henüz mürekkeple tanısmamıs bir beyaz kagıt    gibi karşımda duran    peynirdi, yeni bir sayfa değil. üç beş derken    tütülmesi gereken dumana    temeli kurduktan sonra ufak bir tını doldu kulaklarıma. baktıgım göğün    feryadı sardı yüreğimi. anlamsız olan herşeyi anlamlandırma    telaşıma yine yenik düşmüştüm. sıradan bir duvar rengine methiyeler düzmek benim işim değildi benim işim yaşamayı bilmek ya da becerebilmekti.  sade bir sadây...

Hiçlik

 6 Şubat 04.17.. akrebin yelkovana eş olmaya utandığı o an. Bir annenin şiddetle beşiği sallayıp çığlıkları bastırması ve her sallayışta daha çok artıp yükselen o çığlıkların yüreğimizde var edeceği acıdan habersiz çaresizce beklenilen bir kaç dakika... Bir duyguyu patlarcasına yaşadığımız yüreklerin birleşip hangi evin yangın yerine döndüğünü kaç canın ruhuna veda ettiğini kiminin acı çığlıklarının kalabalığı kiminin ise o çığlıkları susturma telaşı.  Toplanan üç beş alet ve ve bir kaç insan. Moloz yığınına bir ümit koşturup durdugumuz, çaresiz bekleyişlere omuz olma çabamız, izah edemediğimiz resmetmeye yüz tutamadığımız görüntüler. Sağa sola savrulan bir halk o halkın rüzgarına engel olmak isteyen binlerce dağ ve o dağın zirvesinde bir bayrak gibi sallanıp duran insanlığımız. İnsan bazen kör olmak ister bazı acılar karşısında , yıkılan bir binanın başında durup çaresizce cesedinin ellerine teslimini bekleyen bir halkın acısına dayanamaz kalırsın. Bir kefenin bile yü...
planlı yalın-ızlık  nefes alamadıgım için gece uzadıkca uzuyor . bu arada gercekten nefes alamama kavgası var , bi kendime birde şu sinüzite yenilip durdum yıllarca . trajikomik olayların içerisinde birde nefes alma savaşı mı ? oldukça gülünç. ama nefes alabilmenin sadece eylemsel degil, ruhsal bir ızdırap ve ihtiyaç. ızdarap diyorum çünkü ruha işlemeyen her soluk tel örgülerle sarılmış bir boğaz gibi. kanadıkça akan kan  parmak uçlarına inerken, yalnızlığa kulaç atmak . yalnızlık içinde yüzerken kesilmiş soluğa sağır olur herkes - her ses .  yıllarca debelenip durdugum şu hayat girdabında merdivenin hep başına geldim. Yeni  hayat kavgası yeni insanlar yeni hayaller yeni düşler yeni duygular ve yeni olan tüm anlar . yeniler içinde  eskidikçe antikaya döndü ruhum. müzeye kaldırılıp ibreti alemlik bir antika olarak sunulsa yeridir. tozu hiç alınmamış bu antikayı terk edene kadar hapsettim bedenime.  kederden ve sitemden baska söz bilmez gibi davranışlarım alm...