Ana içeriğe atla

Kayıtlar

 t’ye a’dan z ‘ ye ve t’ ye  ince bir sızıydı ömrüme biçtiğim. ekilmemiş ,bereketini kusmuş  kuru otlara lütflanmış topraktı yurt edindiğim.  şiddetini bastıran yağmurla beraber koşmaya başladım. bir insan rahmetten kaçar mıydı ? ben kaçıyordum. hızımı yağmurla yarıştırırken takılıp düştüm tam orta yerine . kalkmadım rahmetin kucağından.  göğün ardından süzülen güneş gözlerimi kamaştırdı bi anda , gülümsedim. gülümsedim.  gül-ümsedim gözlerimle iki dudağımın arasıyla ve yüreğimle . yüreğim gaflettin zindanından azad oldu, duanın  hülyasıyla işlenen hayatım ,  bir çocuk tebessümüyle şenlendi .   ışıldayan  gözlerim vardı artık , sevgiyle yoğrulan düşlerim hediyeydi bana . derinlerden çıkıp açılan sandığın  ışıltısı hayatı yeniden avuclarıma sundu . bir dua ve bir insan … arşa çıkan sesimi duyan Rab, hamdolsun . hamdı ve şükrü lütfedene hamdolsun . kalbimden  akan kanı sevgiyle besledim. nergis kokuları doluyordu her yanıma . koş...
En son yayınlar
planlı yalın-ızlık  nefes alamadıgım için gece uzadıkca uzuyor . bu arada gercekten nefes alamama kavgası var , bi kendime birde şu sinüzite yenilip durdum yıllarca . trajikomik olayların içerisinde birde nefes alma savaşı mı ? oldukça gülünç. ama nefes alabilmenin sadece eylemsel degil, ruhsal bir ızdırap ve ihtiyaç. ızdarap diyorum çünkü ruha işlemeyen her soluk tel örgülerle sarılmış bir boğaz gibi. kanadıkça akan kan  parmak uçlarına inerken, yalnızlığa kulaç atmak . yalnızlık içinde yüzerken kesilmiş soluğa sağır olur herkes - her ses .  yıllarca debelenip durdugum şu hayat girdabında merdivenin hep başına geldim. Yeni  hayat kavgası yeni insanlar yeni hayaller yeni düşler yeni duygular ve yeni olan tüm anlar . yeniler içinde  eskidikçe antikaya döndü ruhum. müzeye kaldırılıp ibreti alemlik bir antika olarak sunulsa yeridir. tozu hiç alınmamış bu antikayı terk edene kadar hapsettim bedenime.  kederden ve sitemden baska söz bilmez gibi davranışlarım alm...
  gün ağarmış kirpiklerinin arasından. pencere kenarından sızan güneş göz pınarlarımdan aktı yine bu sabah.    güne göz açtığım vakit burnumu sızlatan keskin kokularla mutfaga dogru yola koyuldum , sanki yeni bir hayata varmak için kılometrelerce yürüyen derviş gibi yola koyuldum , yol üç adım… demlenmiş çay ,yarısı tavaya yapışmış tıpkı    utanc gibi kızaran patatesler midemde bir heyelan yaratacaktı. çapağını sildiğim    gözlerime ilişen    , henüz mürekkeple tanısmamıs bir beyaz kagıt    gibi karşımda duran    peynirdi, yeni bir sayfa değil. üç beş derken    tütülmesi gereken dumana    temeli kurduktan sonra ufak bir tını doldu kulaklarıma. baktıgım göğün    feryadı sardı yüreğimi. anlamsız olan herşeyi anlamlandırma    telaşıma yine yenik düşmüştüm. sıradan bir duvar rengine methiyeler düzmek benim işim değildi benim işim yaşamayı bilmek ya da becerebilmekti.  sade bir sadây...
 Karasevda  Günler oldu biriyle tanışalı. Ona bir türlü beden biçememiştim. Artık diri ve heybetlı bır bedende yaşayacak. Adı malihulya. Biraz korkak ve ürkek. Takılıp kalmıs dört duvar arasında. Sesinde ki ince feryadı bastıran gözlerinde berrak  bir gülüş var.  Dünyaya hükmeder gibi okkalı sözleri yankılanıp durur kulaklarımda.  Yankısı yazgısı gibi kara, elleri kelepçelenmiş bir mahkum serzenişi  kaplar üstünü. Kara bulutlar altında yağan yağmuraa teslim olmuş , çıplak ayakları aylak aylak döndürür durur. Gözlerinin feri  pınarlarından kuğu gibi süzülür akar el değmemiş yanaklarından. Titreyen ellerini avucuma alıp terine bulanmıs bedenimi resmedıyorum gözlerinin önünde. Birden iniverır tüm kepenkler, tuzak ve yasak. Çaresizce düşerken , diz kapaklarından akan ahlar boyar  beton aralarını , Allah'ım  der. Allah'ım  beceremem ben  sana gelmeyi aç kalbımın kapılarını nurun  dolsun içine. Siper olmuşken her suret sana yaslandı ...
DİRİLİŞ Ey afilli esen yel vurma yüzüme keskin nefesini!  Savrulup çatlaklarıma  tutunamam ben. Rahmetle akan yaşlara bir tesselli bırak  Sürgün edilen  sevdama uçur hasretimi. Sancıyla kıvranıp dururken fısıldayarak değer sesin kulaklarıma. incelen ümitlerimin çığlığı yankılanıp durur, tutunup yeşerir yeniden her hecede . Sırtımda saplanıp kalan bir çok yük, Tökezletip durdurur köşe başında. Açılır eller semaya  Haykırışlar yaşlara çarpıp durur. Gözümde şimdilerde pişmanlık yaşları Direnip asılır durur kirpiklerimde. Düşmeyi bilmezken yaşlar omurgasız bir beden kaldı geriye . Ruhunu enjekte edemişken yapboz gibi birleştirilen bedene, esirgenen her duyguda zincirlenip kalır insan. yaşatılmayan eksiltilen  her şeyin dirilişine......
 GÜN DOĞUMU SANCISI BASTIRIRKEN Şimdi sen gök perdesini aralarken ufka yükselen güneş,günü doğuran anasın. Yüzünü güne sayfa eden bir bebek berraklığı ,anne rahminden akan sancıların sevincisin. Tasviri olmayan güzelliklerin , arşa yükselen duaların tebessümü  Patikalı yolların gelinliği , lal olmuş dillerin umudusun. Ahengi  saran gök  ,geceyi seyreden aya eş olansın.  Bilmezdim pek alengirli cümle kurmayı . Şehvetle sevmeyi ve içten gülmeyi . Sevinçlerimi babamın omzunda gezerken ve seni severken biriktirdim ben . Babamda habersizdi ona olan sevdamdan. Cebimde sıkışıp kalan bir kaç güzelliği sunardım bazı zamanlar ona. Ve sana sunmadığım  sevinçleri anlatırdım bir gece yarısı son sigarayı yakarken . En çok neyi özlerim bilir misin  ilk gülüşlerimi ve ilk bakışını. Bazı bazı saplanır en derine o bakışlar ,inançlar , yarım kalmışlıklar.... Arada bir ayna karşısına geçer bana sevdirdiğin kokuları sürerim. Ve sana orkideler almak isterim çokça çünkü seve...

.

 Gecenin bir vakti  zifiri karanlığa kitleyen duyguların  avucunda savrulup giderken, yanık bir türküyle eş olup tutunuyoruz düşen her  yaşa. Şiddetle haykıran gözlerde umutsuzluğu  bir çift göz yaşına yakıştirmakla kalıyoruz. Hissedemeyişlerin çaresizliğin kapılarını araladikça  boşluğun en dibinde çırpınıp duruyor benligimiz.   ve merhamete aç gezen yürekleri  ısıtacak ne bir düş ne de bir omuz bulamıyoruz   . Gülüşlerin acı   tadı işledikçe içimize dalıp gidiyoruz en dibe . Kapildigimiz duyguları sadece bir türkünün nakaratina dost edip yaşıyabiliyoruz . Yaşamak belki de en büyük   cezaydi şu bedenlere . Acıyi ilmek ilmek işleyip astık boynumuza tıpkı bir kravatı düğümleyip tüm  insanlığa baş kaldırır gibi. Direnen bedenleri acıyla besleyip sunduğumuz hayatı delicesine yaşıyarak ki yaşadığımızı sanarak heba edip ölüme terk ediyoruz bize yazılmış  iki rakamdan oluşan yaşlarimizi. Gecenin esiri gündüzü...