Ana içeriğe atla

 GÜN DOĞUMU SANCISI BASTIRIRKEN



Şimdi sen gök perdesini aralarken ufka yükselen güneş,günü doğuran anasın.

Yüzünü güne sayfa eden bir bebek berraklığı ,anne rahminden akan sancıların sevincisin.

Tasviri olmayan güzelliklerin , arşa yükselen duaların tebessümü 

Patikalı yolların gelinliği , lal olmuş dillerin umudusun.

Ahengi  saran gök  ,geceyi seyreden aya eş olansın. 

Bilmezdim pek alengirli cümle kurmayı . Şehvetle sevmeyi ve içten gülmeyi . Sevinçlerimi babamın omzunda gezerken ve seni severken biriktirdim ben . Babamda habersizdi ona olan sevdamdan. Cebimde sıkışıp kalan bir kaç güzelliği sunardım bazı zamanlar ona. Ve sana sunmadığım  sevinçleri anlatırdım bir gece yarısı son sigarayı yakarken . En çok neyi özlerim bilir misin  ilk gülüşlerimi ve ilk bakışını. Bazı bazı saplanır en derine o bakışlar ,inançlar , yarım kalmışlıklar....

Arada bir ayna karşısına geçer bana sevdirdiğin kokuları sürerim. Ve sana orkideler almak isterim çokça çünkü severim anlamı olan herşeyi sana benzetmeyi . Bazen aynı karede duran resmine bakar sevdiğim şarkıyı dinletirim sana

Çünkü severdin sen sana olan çocuksu  düşlerimi ya da sevdiğini zannederdim. pekte bunu konuşmayı sevmem duraksar kalırım  bir şiirin  derin dizelerinde . 

Rüveyda demek isterdim sana, hor görme diye hep içimde gizledim sende benim Rüveydamdın vurulan attı ama ölen bendim dilime  layık durmaz bazen adın açar okurum her bir satırını. Bil ki sana  bu derme çatma sözlerim aldanışlar sarmasın seni çakıl taşı gibi değmek isterim hayatına anlamını yitiren her yaşantının içinde en çok seni bilirim  en çok sana anlamlaşır düşüncelerim.  ve bir gün kafam değerse musalla taşına  Rüveyda diyince beni hatırla sevgiyle .. 

-büşra

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

  gün ağarmış kirpiklerinin arasından. pencere kenarından sızan güneş göz pınarlarımdan aktı yine bu sabah.    güne göz açtığım vakit burnumu sızlatan keskin kokularla mutfaga dogru yola koyuldum , sanki yeni bir hayata varmak için kılometrelerce yürüyen derviş gibi yola koyuldum , yol üç adım… demlenmiş çay ,yarısı tavaya yapışmış tıpkı    utanc gibi kızaran patatesler midemde bir heyelan yaratacaktı. çapağını sildiğim    gözlerime ilişen    , henüz mürekkeple tanısmamıs bir beyaz kagıt    gibi karşımda duran    peynirdi, yeni bir sayfa değil. üç beş derken    tütülmesi gereken dumana    temeli kurduktan sonra ufak bir tını doldu kulaklarıma. baktıgım göğün    feryadı sardı yüreğimi. anlamsız olan herşeyi anlamlandırma    telaşıma yine yenik düşmüştüm. sıradan bir duvar rengine methiyeler düzmek benim işim değildi benim işim yaşamayı bilmek ya da becerebilmekti.  sade bir sadây...

Hiçlik

 6 Şubat 04.17.. akrebin yelkovana eş olmaya utandığı o an. Bir annenin şiddetle beşiği sallayıp çığlıkları bastırması ve her sallayışta daha çok artıp yükselen o çığlıkların yüreğimizde var edeceği acıdan habersiz çaresizce beklenilen bir kaç dakika... Bir duyguyu patlarcasına yaşadığımız yüreklerin birleşip hangi evin yangın yerine döndüğünü kaç canın ruhuna veda ettiğini kiminin acı çığlıklarının kalabalığı kiminin ise o çığlıkları susturma telaşı.  Toplanan üç beş alet ve ve bir kaç insan. Moloz yığınına bir ümit koşturup durdugumuz, çaresiz bekleyişlere omuz olma çabamız, izah edemediğimiz resmetmeye yüz tutamadığımız görüntüler. Sağa sola savrulan bir halk o halkın rüzgarına engel olmak isteyen binlerce dağ ve o dağın zirvesinde bir bayrak gibi sallanıp duran insanlığımız. İnsan bazen kör olmak ister bazı acılar karşısında , yıkılan bir binanın başında durup çaresizce cesedinin ellerine teslimini bekleyen bir halkın acısına dayanamaz kalırsın. Bir kefenin bile yü...
planlı yalın-ızlık  nefes alamadıgım için gece uzadıkca uzuyor . bu arada gercekten nefes alamama kavgası var , bi kendime birde şu sinüzite yenilip durdum yıllarca . trajikomik olayların içerisinde birde nefes alma savaşı mı ? oldukça gülünç. ama nefes alabilmenin sadece eylemsel degil, ruhsal bir ızdırap ve ihtiyaç. ızdarap diyorum çünkü ruha işlemeyen her soluk tel örgülerle sarılmış bir boğaz gibi. kanadıkça akan kan  parmak uçlarına inerken, yalnızlığa kulaç atmak . yalnızlık içinde yüzerken kesilmiş soluğa sağır olur herkes - her ses .  yıllarca debelenip durdugum şu hayat girdabında merdivenin hep başına geldim. Yeni  hayat kavgası yeni insanlar yeni hayaller yeni düşler yeni duygular ve yeni olan tüm anlar . yeniler içinde  eskidikçe antikaya döndü ruhum. müzeye kaldırılıp ibreti alemlik bir antika olarak sunulsa yeridir. tozu hiç alınmamış bu antikayı terk edene kadar hapsettim bedenime.  kederden ve sitemden baska söz bilmez gibi davranışlarım alm...