Gecenin bir vakti zifiri karanlığa kitleyen duyguların avucunda savrulup giderken, yanık bir türküyle eş olup tutunuyoruz düşen her yaşa. Şiddetle haykıran gözlerde umutsuzluğu bir çift göz yaşına yakıştirmakla kalıyoruz. Hissedemeyişlerin çaresizliğin kapılarını araladikça boşluğun en dibinde çırpınıp duruyor benligimiz. ve merhamete aç gezen yürekleri ısıtacak ne bir düş ne de bir omuz bulamıyoruz . Gülüşlerin acı tadı işledikçe içimize dalıp gidiyoruz en dibe . Kapildigimiz duyguları sadece bir türkünün nakaratina dost edip yaşıyabiliyoruz . Yaşamak belki de en büyük cezaydi şu bedenlere . Acıyi ilmek ilmek işleyip astık boynumuza tıpkı bir kravatı düğümleyip tüm insanlığa baş kaldırır gibi. Direnen bedenleri acıyla besleyip sunduğumuz hayatı delicesine yaşıyarak ki yaşadığımızı sanarak heba edip ölüme terk ediyoruz bize yazılmış iki rakamdan oluşan yaşlarimizi. Gecenin esiri gündüzün ise kiracısı olan tüm ruhlara ....
gün ağarmış kirpiklerinin arasından. pencere kenarından sızan güneş göz pınarlarımdan aktı yine bu sabah. güne göz açtığım vakit burnumu sızlatan keskin kokularla mutfaga dogru yola koyuldum , sanki yeni bir hayata varmak için kılometrelerce yürüyen derviş gibi yola koyuldum , yol üç adım… demlenmiş çay ,yarısı tavaya yapışmış tıpkı utanc gibi kızaran patatesler midemde bir heyelan yaratacaktı. çapağını sildiğim gözlerime ilişen , henüz mürekkeple tanısmamıs bir beyaz kagıt gibi karşımda duran peynirdi, yeni bir sayfa değil. üç beş derken tütülmesi gereken dumana temeli kurduktan sonra ufak bir tını doldu kulaklarıma. baktıgım göğün feryadı sardı yüreğimi. anlamsız olan herşeyi anlamlandırma telaşıma yine yenik düşmüştüm. sıradan bir duvar rengine methiyeler düzmek benim işim değildi benim işim yaşamayı bilmek ya da becerebilmekti. sade bir sadây...
Yorumlar
Yorum Gönder