Ana içeriğe atla

.

 Gecenin bir vakti  zifiri karanlığa kitleyen duyguların  avucunda savrulup giderken, yanık bir türküyle eş olup tutunuyoruz düşen her  yaşa. Şiddetle haykıran gözlerde umutsuzluğu  bir çift göz yaşına yakıştirmakla kalıyoruz. Hissedemeyişlerin çaresizliğin kapılarını araladikça  boşluğun en dibinde çırpınıp duruyor benligimiz.   ve merhamete aç gezen yürekleri  ısıtacak ne bir düş ne de bir omuz bulamıyoruz   . Gülüşlerin acı   tadı işledikçe içimize dalıp gidiyoruz en dibe . Kapildigimiz duyguları sadece bir türkünün nakaratina dost edip yaşıyabiliyoruz . Yaşamak belki de en büyük   cezaydi şu bedenlere . Acıyi ilmek ilmek işleyip astık boynumuza tıpkı bir kravatı düğümleyip tüm  insanlığa baş kaldırır gibi. Direnen bedenleri acıyla besleyip sunduğumuz hayatı delicesine yaşıyarak ki yaşadığımızı sanarak heba edip ölüme terk ediyoruz bize yazılmış  iki rakamdan oluşan yaşlarimizi. Gecenin esiri gündüzün ise kiracısı olan tüm ruhlara ....

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

  gün ağarmış kirpiklerinin arasından. pencere kenarından sızan güneş göz pınarlarımdan aktı yine bu sabah.    güne göz açtığım vakit burnumu sızlatan keskin kokularla mutfaga dogru yola koyuldum , sanki yeni bir hayata varmak için kılometrelerce yürüyen derviş gibi yola koyuldum , yol üç adım… demlenmiş çay ,yarısı tavaya yapışmış tıpkı    utanc gibi kızaran patatesler midemde bir heyelan yaratacaktı. çapağını sildiğim    gözlerime ilişen    , henüz mürekkeple tanısmamıs bir beyaz kagıt    gibi karşımda duran    peynirdi, yeni bir sayfa değil. üç beş derken    tütülmesi gereken dumana    temeli kurduktan sonra ufak bir tını doldu kulaklarıma. baktıgım göğün    feryadı sardı yüreğimi. anlamsız olan herşeyi anlamlandırma    telaşıma yine yenik düşmüştüm. sıradan bir duvar rengine methiyeler düzmek benim işim değildi benim işim yaşamayı bilmek ya da becerebilmekti.  sade bir sadây...

Hiçlik

 6 Şubat 04.17.. akrebin yelkovana eş olmaya utandığı o an. Bir annenin şiddetle beşiği sallayıp çığlıkları bastırması ve her sallayışta daha çok artıp yükselen o çığlıkların yüreğimizde var edeceği acıdan habersiz çaresizce beklenilen bir kaç dakika... Bir duyguyu patlarcasına yaşadığımız yüreklerin birleşip hangi evin yangın yerine döndüğünü kaç canın ruhuna veda ettiğini kiminin acı çığlıklarının kalabalığı kiminin ise o çığlıkları susturma telaşı.  Toplanan üç beş alet ve ve bir kaç insan. Moloz yığınına bir ümit koşturup durdugumuz, çaresiz bekleyişlere omuz olma çabamız, izah edemediğimiz resmetmeye yüz tutamadığımız görüntüler. Sağa sola savrulan bir halk o halkın rüzgarına engel olmak isteyen binlerce dağ ve o dağın zirvesinde bir bayrak gibi sallanıp duran insanlığımız. İnsan bazen kör olmak ister bazı acılar karşısında , yıkılan bir binanın başında durup çaresizce cesedinin ellerine teslimini bekleyen bir halkın acısına dayanamaz kalırsın. Bir kefenin bile yü...
planlı yalın-ızlık  nefes alamadıgım için gece uzadıkca uzuyor . bu arada gercekten nefes alamama kavgası var , bi kendime birde şu sinüzite yenilip durdum yıllarca . trajikomik olayların içerisinde birde nefes alma savaşı mı ? oldukça gülünç. ama nefes alabilmenin sadece eylemsel degil, ruhsal bir ızdırap ve ihtiyaç. ızdarap diyorum çünkü ruha işlemeyen her soluk tel örgülerle sarılmış bir boğaz gibi. kanadıkça akan kan  parmak uçlarına inerken, yalnızlığa kulaç atmak . yalnızlık içinde yüzerken kesilmiş soluğa sağır olur herkes - her ses .  yıllarca debelenip durdugum şu hayat girdabında merdivenin hep başına geldim. Yeni  hayat kavgası yeni insanlar yeni hayaller yeni düşler yeni duygular ve yeni olan tüm anlar . yeniler içinde  eskidikçe antikaya döndü ruhum. müzeye kaldırılıp ibreti alemlik bir antika olarak sunulsa yeridir. tozu hiç alınmamış bu antikayı terk edene kadar hapsettim bedenime.  kederden ve sitemden baska söz bilmez gibi davranışlarım alm...