... yazıya nasıl başlanır bilmiyorum. eksik ve anlamsız cümleler kurmamak için sessizce kabuğuma çekilip, günlerce ve belki aylarca bir yazıya nasıl başlanır diye düşünüyorum. yazıp silmeler arttıkça harfleri suçlu görmeye başladım. harflerin bana ördüğü duvarı aşmak için tırmanırken hep hecelerden düşüyorum. ben sonu ve başı olmayan üç noktaya eş olan sözcüklerin yazarıyım. beceremem başlamayı ve bitirmeyi. uzun lafın kısası diyerek bitmek bilmeyen hep açık kalacak yazıyı sonlandırıyorum.
gün ağarmış kirpiklerinin arasından. pencere kenarından sızan güneş göz pınarlarımdan aktı yine bu sabah. güne göz açtığım vakit burnumu sızlatan keskin kokularla mutfaga dogru yola koyuldum , sanki yeni bir hayata varmak için kılometrelerce yürüyen derviş gibi yola koyuldum , yol üç adım… demlenmiş çay ,yarısı tavaya yapışmış tıpkı utanc gibi kızaran patatesler midemde bir heyelan yaratacaktı. çapağını sildiğim gözlerime ilişen , henüz mürekkeple tanısmamıs bir beyaz kagıt gibi karşımda duran peynirdi, yeni bir sayfa değil. üç beş derken tütülmesi gereken dumana temeli kurduktan sonra ufak bir tını doldu kulaklarıma. baktıgım göğün feryadı sardı yüreğimi. anlamsız olan herşeyi anlamlandırma telaşıma yine yenik düşmüştüm. sıradan bir duvar rengine methiyeler düzmek benim işim değildi benim işim yaşamayı bilmek ya da becerebilmekti. sade bir sadây...
Yorumlar
Yorum Gönder